12 Aralık 2010 Pazar

Kış

Dün sabah kalktığımda hava soğuktu. Karpuz gitmişti.

Belki de ben bir anda yorulduğum için gitmişti. Şimdi sebebinden emin olamadım. Hep gelip gidiyordu aslında. Onunla karşılaştırınca hayatım çok boş gelirdi bazen. Bir sürü arkadaşı vardı onun, dersleri, önemli işleri, yapılacak telefon görüşmeleri.

Benim telefonum pek çalmazdı. Evde otururdum hep. Sabahları o özenle hazırlanmış kahvaltısını ederken ben de bir iki bisküvi kemirirdim. Sosyal ağ sitelerinden ortak arkadaşlarımızla ilgili şeyler okurdum ona:

"Aaa bak. Bilmemkim nereye gitmiş Karpuz biz de gitsek ya?"

"Gideriz bir ara ya acelesi yok. Daha bir sürü vakit var."

Saçlarımı karıştırırdı bunları söylerken hafifçe. Ben o daha bir sürü vakit var cümlesini de sanki sonsuza dek sürecekmişiz gibi algılar, mutlulukla kıytırık kahvaltıma ve bilgisayarıma dönerdim.

Benimle yalnız kalmayı sevmezdi pek. Onu da hayallerime katacağımdan korkardı. Hep yüksek sesli müzik çalardı evde, televizyon açık olurdu. Devamlı gürültü, dikkat dağıtıcı sesler olurdu etrafta. Sanki çok kalabalıkmışız gibi olurdu. Yine ikimiz gülüşür konuşurduk ama milyonlarca kişiyle birlikte yaşardık günlerimizi.

Sadece haftanın belli günleri gelirdi. Ben ortalığı dağıtırdım o gelene dek, o toplardı. Deneyip deneyip kenara fırlattığım kıyafetleri ütülerdi yeniden akşam. Gidecek bir yerim olmadığı için hep evde dolaşırdım o güzel giysilerle, üstlerine içki dökülürdü, sigara kokusu sinerdi. Karpuz yıkardı. Toparlardı beni.

Çok mutlu olurdum o günlerde. Daha çok kalsın diye hep daha fazla iş yaratırdım. Camları açık bırakırdım olmadığı günlerde, çoraplarımı giymeden yerlere basardım. Kendimi hasta ederdim. Daha çok kalsın bana daha çok ilgi göstersin diye.

Bazen hiç gelmezdi. Hiç arayıp sormazdı. Hep çok değişik bahaneleri olurdu, benim bilmediğim hayatlara dair bahaneler, o yüzden "Neden?" diye soramazdım hep kabul ederdim, haklısın derdim.

Bu sabah kalktığımda gerçekten gitmişti. Diş fırçası yoktu, yatarken benim kendime bol ama ona dar tshirtlerimi giymemek için getirdiği pijamaları yoktu. Bende bıraktığı parfüm şişesi yoktu, kitapları dergileri yoktu. Filmleri yoktu. Her şeyini almıştı. Kullandığı bardakları yıkamıştı. Kahvaltıda omlet yemişti, tavasını yıkayıp bulaşıklığa koymuştu, gördüm. Gitmişti.

Beni kocaman bir evde yalnız bırakmıştı.

O zaman çok üzüldüm. Bunca zaman ona misafir gibi bakmadığımı, aslında hep kalmasını istediğimi söyleyemediğim için çok üzülmüştüm. Boğazım tıkanmıştı banyodaki bardakta tek bir diş fırçası görünce. Aynaya sıçramış traş köpüğü izlerine baktım, gözyaşlarım arttıkça bulanıklaşıp yok oldular. Onlar da gittiler ardından.

Akşama dek bekledim onu. O gün bende kalma günüydü. Gelmedi. Bugün de gelmedi. Aramadı. Belki çok önemli işleri vardı yine.

Okula gitmesi, ders çalışması, iş görüşmeleri yapması gerekiyordu. Ailesine, kardeşine, arkadaşlarına vakit ayırması gerekiyordu. Artık bana verdiği o bir güne de ihtiyacı vardı belli ki. Evde de ütülenecek giysiler, yıkanacak tavalar vardı.

Başkasının hayallerini dinleyememişti benimkileri dinlemekten. Başkalarının bir haftası nasıl geçti onları da dinlemesi gerekiyordu, biliyordum.

Ama işi bitince geri gelecekti yine Karpuz. Elinde diş fırçasıyla kapıyı çalıp, "Gelebilir miyiz?" diyecekti gülümsemesiyle. Ondan hoşlandığımı biliyordu çünkü. Ona ne kadar değer verdiğimi, bana güvensin diye nasıl çabaladığımı biliyordu.

Bomboş olmadığımı biliyordu. Bir tek ona izin verdiğimi biliyordu. Sadece gitmişti. Terketmemişti.

Hiç yorum yok: